Avucumdaki Kelebek!..
“Bir genç kız, bilge adamı şaşırtmak ister. İki elinin arasına bir kelebek koyar ve bilge adama, ‘avucumun içinde bir kelebek var, canlı mı ölü mü?’ diye sorar. Ölü derse kelebeği salıverecek, canlı derse avucunu bastırıp kelebeği öldürecektir. Bilge adam her ne derse desin tersini ispat etmiş olacaktır. Kız kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatıyor: ‘Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü?’
Bilge adam cevap vermeden önce, uzun uzun kızın gözlerinin içine bakar ve cevap verir: ‘Canlı da olması, ölü de olması senin ellerinde kızım, senin ellerinde…”
Uzun zaman sonra senle tanıdım aşkı… Senle gülmeyi, senle ağlamayı ve senle hayata umut dolu gözlerle bakabilmeyi öğrendim…
Aynen avucumdaki kelebek gibisin; o kadar tatlı dokunuyorsun ki avuç içlerime sanki kalbimi okşuyor gibi dudakların. O kadar güzel bir yüzün, tatlı bir gülüşün ve hayat dolu, ışık saçan gözlerin var ki alamıyorum gözlerimi senden…
Senin hep yanımda, yakınımda, yanı başımda olmanı istiyorum. Hiç ayrılmayasın diyorum. Çünkü seni hayal edemeyeceğin ve anlatamayacağım kadar çok seviyorum. Ama bir taraftan da bir gün gidersen “Ne yaparım sensiz!” diye düşünmeden edemiyorum gitmeyeceğini, beni terk etmeyeceğini adım gibi bildiğim halde.
Avuçlarımı sıkarak senin gitme ihtimalini sıfıra indirmek ve seni kendimde hapsetmek istemiyorum. Çünkü seven insan maşukunun kölesi, esiri gibi oluyor, onun gönül hapsine giriyor elinde olmayarak. Ve ben biliyorum ki eğer avuçlarımı kapatırsam sen gitmeyesin diye, o zaman seni sevgimle öldürmüş olurum ki bunu da hiç istemem.
Ama kalbin eğer aşkla dolmuşsa, onsuz yapamıyorsan ona mesaj attığın, yazılar yazdığın, msn veya facede chat yaptığın hatta telefonda saatlerce sesini duyduğun halde ona doyamıyorsan ona âşıksın, ona tutuluyorsun demektir. Bu dakikadan sonra artık kendini o aşkın şefkatli kollarına bırakırsın, aşkın sütlü-kahveli şeker tadındaki lezzetini yaşamaya başlarsın. O tat o kadar güzedir ki onu hissetmeden duramazsın sair zamanlarında.
Aşk eroin tesiri yapar. Eroinde dozları aldıkça daha fazlasını istersin. Aşkta da böyledir. Sevdikçe, sevildikçe hep daha fazlasını istersin. Ama eroinde ise çektikçe o seni zehirler ve alışkanlık yapar. Daha fazla dozlarda almak istersin, daha fazla aldıkça ise bedenin hep daha fazlasını ister. Bir gün altın vuruşunu yapar ve hayata veda edersin.
Ancak aşk böyle değildir. Elbette aşk da yakar, hep daha fazlasını istersin, onsuz yapamazsın. O duyguyu yaşadıkça ve yaşattıkça sen de yaşarsın eroinin tersine. Âşık olduğun sürece, onun mesajını aldıkça, yazısını, mailini okudukça ve sesini duyduğun sürece yaşarsın, yaşadığının farkına varırsın. Aşkı yaşayamadığın gün sanki öldüğün gün gibidir. Aşkın altın vuruşu ise sevmeyi ve sevilmeyi bıraktığın, vazgeçtiğin veya terk edildiğin gündür.
Üşüdüğünde sanki onun kollarında ısınırsın, hasta olduğunda onun nefesiyle iyileşirsin, soğuk kış gecelerinde pelüş veya elektrikli battaniyen olur çıplak teninin. Kışın dağın zirvesinde aşkı sanki sahil kenarında meltem rüzgârını karşılar gibi yaşarsın. En çetin zamanlarında bile gözlerine kalp şeklinde kocaman pembe gözlükler takabilirsin aşkın sayesinde. Bitti dediğin zamanlar da bile uçurumun kenarında onun ellerine sarılarak düşmek üzere olduğun kayalıklardan kurtulursun.
Hani kelebekten bahsetmiştim ya yazımın başında, işte sevdikten ve âşık olduktan sonra kaybetme korkuları baş gösterir kalbinde. Her an sanki onu kaybediverecekmişsin gibi hissedersin. Defalarca ona ilan-ı aşk ettiğin halde, o da sana sayısız kereler o güzel sihirli cümleyi kulağına fısıldadığı halde “Ya bir gün gider!” stresini yaşarsın onun gitmeyeceğine emin olduğun halde.
İşte aşk, avucunun içinde pır pır eden bir kelebek gibi… Eğer sahip olayım diye fazlaca sıkarsan oracıkta öldürüverirsin, canı çıkar bir günlük ömrü olan, ışığa koşan kelebeğin. Ama serbest bırakarak onu seyreder ve avucunda tutmaya çalışırsan, gitse bile mutlaka geri dönecektir senin avuçlarına. Çünkü o senin şefkatli avuçlarına konmuştur bir kere.
Tabi bunu derken tamamıyla da ilgisiz kalmak değildir. O dengeyi iyi ayarlamak gerekir. Ne tam kapatacaksın avuçlarını ne de iyice açacaksın. Kelebeğin hareketine göre avuçların da onunla dans edecek adeta. Dolayısıyla bir aşkın yaşaması veya son nefesini vermesi senin ellerinde, ya sıkar öldürürsün ya da serbest bırakır gene sana dönmesinin keyfini sürersin.
Avucundaki kelebeğinin hep daim olması dileğiyle!..


Ağustos 27th, 2010
kelebek
Kategori
Etiket: